Sale!

TÜRK TARİH FELSEFESİ

Original price was: 550,00 ₺.Current price is: 495,00 ₺.

Categories: , ,

Description

Bu kitabın doğuşunda, Türk tarihine dair uzun yıllar boyunca zihnimizde büyüyen bir eksiklik duygusu vardır. Devletlerin kuruluşlarını, savaşların sonuçlarını, siyasî kırılmaları, toplumsal değişmeleri ve kurumların geçirdiği dönüşümleri anlatan geniş bir tarih külliyatına sahip olmamıza rağmen, bütün bu birikimin insan ve medeniyet bakımından ne söylediği üzerinde aynı ölçüde durulmadığını gördük. Geçmişin bilgisini çoğaltmak elbette vazgeçilmezdi; fakat bu bilginin içinden yükselen düzen, adalet, sorumluluk, hafıza ve gelecek tasavvurunu birlikte düşünmek de en az onun kadar gerekliydi. Elinizdeki eser, bu ihtiyaçtan doğdu.

Kitabı yazarken Türk tarihini baştan sona yeniden anlatmayı değil, onun uzun yürüyüşü içinde birbirine temas eden düşünce damarlarını görünür kılmayı amaçladık. Bizi asıl meşgul eden, bir devletin ne zaman kurulduğundan çok, o kuruluşu mümkün kılan insan iradesi; bir kurumun hangi tarihte ortaya çıktığından çok, hangi ihtiyaca cevap verdiği; bir kavramın hangi metinde geçtiğinden çok, toplumun hayatında nasıl bir karşılık bulduğuydu. Bu sebeple sayfalar boyunca hükümdarların, savaşların ve siyasî hadiselerin teferruatından ziyade oba, aile, toy, yazıt, medrese, vakıf, mahalle, meclis ve okul kavramları yer aldı. Çünkü bir medeniyetin sesi yalnız saraylarda ve savaş meydanlarında değil, gündelik hayatın içinde, ortak yükleri taşıyan yapılarda ve kuşaktan kuşağa aktarılan hayat ölçülerinde de duyulur.

Hunlardan Cumhuriyet’e uzanan geniş zaman sahasını tek bir hükmün içine sığdırmak mümkün değildir. Bu uzun geçmiş, birbirinin basit devamı olan dönemlerden meydana gelmediği gibi, aralarında hiçbir bağ bulunmayan kopuk tarih parçalarından da oluşmaz. Her çağ kendi şartları, kavramları ve insanlarıyla başka bir dünyadır. Bununla birlikte hiçbir tarihî evre kendisinden önce yaşananların bütünüyle dışına çıkmaz; dil, hafıza, kurumlar, alışkanlıklar ve müşterek hayat anlayışı, kimi zaman açık, kimi zaman örtülü yollarla sonraki zamanlara ulaşır. Kitap boyunca izlenen düşünce, tam da bu karmaşık ilişkiyi, yani devam edenle değişenin, korunanla yeniden kurulanın iç içe geçen hareketini anlamaya yönelmiştir.

Erken Türk tarihi, bu eserde geniş bir yer tutmaktadır; fakat bunun sebebi geçmişi değişmez ve kusursuz bir başlangıç hâline getirmek değildir. Töre, kut, toy, tamga, yazıt, yer-sub ve hafıza gibi kavramlar, Türklerin erken çağlardaki düzen ve hayat anlayışına açılan önemli kapılardır. Ancak tarih, bir çağın kelimelerini sonraki yüzyıllara olduğu gibi taşımaz. Kavramlar yeni inançlarla, yeni siyasî çevrelerle ve yeni toplumsal ihtiyaçlarla karşılaştıkça başka anlamlar kazanır. Karahanlı ve Selçuklu dünyasında meydana gelen büyük fikrî karşılaşma, Osmanlı asırlarında olgunlaşan hukuk ve kurum düzeni, Cumhuriyet döneminde kurulan yeni kamusal hayat, bu uzun tarihî tecrübenin birbirinden farklı ve kendi şartları içinde anlaşılması gereken evreleridir.

Bu kitapta yer alan dönemler, önceden belirlenmiş bir düşünceyi doğrulamak için seçilmedi. Her çağın kendine özgü tecrübesi, imkânları ve sınırları içinde konuşmasına imkân vermeye çalıştık. Erken dönemi sonraki yüzyılların habercisi, Osmanlı’yı bütün tarihî birikimin değişmez zirvesi, Cumhuriyet’i ise yalnız bir kopuş yahut eksiksiz bir devam olarak görmekten özellikle kaçındık. Tarihin böylesi kolay hükümlerden daha zengin, daha kırılgan ve daha insanî olduğuna inanıyoruz. Türk tarihinin büyüklüğü de yalnız başarılarında değil, yaşadığı sarsıntılarda, kaybettiği dengeleri yeniden kurma çabasında ve değişen dünya karşısında yeni bir yön bulabilme iradesinde saklıdır.

Eserin yedinci kısmında yapılan karşılaştırmalar da Türk tarihini başka medeniyetlerin karşısında bir üstünlük yarışına sokmak için değildir. Hun, Göktürk, Uygur, Karahanlı, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tecrübelerini kendi dönemlerinin siyasî ve medenî çevreleriyle birlikte ele almak, Türklerin dünya tarihi içindeki yerini daha açık görebilmek için gerekliydi. Çin, İran, Roma-Bizans, İslâm ve modern Avrupa dünyalarıyla kurulan ilişkiler, yalnız dış tesirlerin hikâyesi değildir; karşılaşmanın, seçmenin, dönüştürmenin ve yeni bir terkibe ulaşmanın da tarihidir. Türk tarihî tecrübesinin kendine mahsus yönleri, ancak bu geniş ufuk içinde daha belirgin hâle gelebilir.

Bu çalışmanın sınırları da başından itibaren açıktır. Bu eserde Türk tarihinin bütün meselelerini kapsayan eksiksiz bir hüküm ortaya koyduğumuzu düşünmüyoruz. Böylesine geniş bir geçmiş karşısında her kitap, ancak belirli kapıları aralayabilir. Biz de tarihî malzemenin içinden insanın düzen kurma kudretini, müşterekleri koruma çabasını, iktidarı meşru kılma arayışını, hafızayı yaşatma yollarını ve krizlerden sonra yeniden ayağa kalkma iradesini öne çıkardık. Başka araştırmalar aynı geçmişte farklı damarlar bulacak, yeni sorular soracak ve burada ileri sürülen bazı hükümleri yeniden tartışacaktır. Tarih bilgisinin canlılığı da zaten tamamlanmış cevaplardan değil, kaynaklara dönerek çoğalan ve derinleşen sorulardan doğar.

Kitabın hazırlanışı boyunca karşılaştığımız en güçlü duygu, tarihî tecrübenin insandan ayrı düşünülemeyeceği oldu. Devletler büyür, sınırlar değişir, kurumlar kurulur ve ortadan kalkar; fakat bütün bu hareketlerin merkezinde kaygıları, umutları, sadakatleri, korkuları ve sorumlulukları olan insanlar vardır. Obayı da şehri de devleti de ayakta tutan, yalnız idarî kudret değil, birlikte yaşamanın yükünü paylaşma iradesidir. Yazıtı taşa kazıyan, vakıf kuran, toprağı işleyen, sınırı koruyan, çocuk yetiştiren, mecliste söz alan ve okulda geleceğe hazırlanan insanın tecrübesi görülmeden tarih, gerçek derinliğine ulaşamaz.

Elinizdeki eser, okuyucusunu geçmişe hayranlıkla bakmaya yahut geçmişi bugünün ölçüleriyle kolayca yargılamaya çağırmıyor. Asıl çağrı, tarihin karşısında daha dikkatli durmaya, her dönemin kendi sesini işitmeye ve bugünü uzun bir insanlık tecrübesinin içinden yeniden düşünmeye yöneliktir. Türk tarihine bu dikkatle yaklaşıldığında, onun yalnız zaferlerden ve yıkılışlardan ibaret olmadığı; insanın düzeni koruma, kaybın ardından yeniden toparlanma ve geleceğe anlamlı bir yön verme çabasını taşıdığı görülür.

Bu kitabı, Türk tarihinin tamamlanmış ve değişmez bir açıklaması olarak değil, onun derinliklerine doğru açılan bir düşünme daveti olarak sunuyoruz. Sayfalar boyunca dile getirilen her hükmün, yeni kaynaklar, yeni sorular ve farklı bakışlarla yeniden ele alınabileceğini biliyoruz. Muradımız, son sözü söylemek değil; Türk tarihinin insan ve medeniyet merkezli bir anlayışla daha geniş, daha derin ve daha dikkatli biçimde düşünülmesine küçük de olsa bir katkı sunabilmektir.

Reviews

There are no reviews yet.

Be the first to review “TÜRK TARİH FELSEFESİ”

Your email address will not be published. Required fields are marked *